Çekişmeli Boşanma Davalarında Ziynet Eşyalarının İadesi ve Yargıtay Kararları

Düğün sırasında takılan altınlar, bilezikler, takı setleri ve paralar; çekişmeli boşanma davalarında taraflar arasındaki en önemli malvarlığı uyuşmazlıklarından birini oluşturmaktadır. Bir düğün videosu yıllarca aile hatırası olarak saklanırken, boşanma sürecinde ziynet eşyalarının türünü, miktarını ve kime takıldığını gösteren önemli bir delile dönüşebilmektedir.

Ziynet eşyalarının kime ait olduğu, kimde kaldığı ve hangi amaçla kullanıldığı her olayda ayrı ayrı değerlendirilir. Üstelik Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2024 yılında benimsediği yeni yaklaşım, “Düğünde takılan her şey kadına aittir.” şeklindeki eski ve genel kabulü önemli ölçüde değiştirmiştir.

Bu nedenle ziynet alacağı uyuşmazlıklarında yalnızca düğünde ne kadar altın takıldığının değil; takının kime verildiğinin, cinsiyete özgü olup olmadığının, daha sonra kim tarafından alındığının ve hangi şartlarda harcandığının da ortaya konulması gerekir.

 

Ziynet Eşyası Nedir?

Ziynet eşyası denildiğinde yalnızca bilezik anlaşılmamalıdır. Uygulamada aşağıdaki malvarlığı değerleri ziynet ve düğün takısı uyuşmazlıklarına konu olabilmektedir:

  • Bilezik ve altın kelepçeler,
  • Kolye, gerdanlık ve takı setleri,
  • Küpe, yüzük ve bileklikler,
  • Çeyrek, yarım, tam ve gremse altınlar,
  • Cumhuriyet altını ve gram altınlar,
  • Saatler,
  • Düğünde verilen para ve dövizler.

Ancak ziynet eşyası ile çeyiz eşyası aynı hukuki niteliğe sahip değildir. Mobilya, beyaz eşya, halı ve ev eşyaları genellikle çeyiz veya eşya alacağı kapsamında değerlendirilirken; altın, mücevher ve ekonomik değer taşıyan düğün takıları ziynet alacağı uyuşmazlığının konusunu oluşturur.

Türk Medeni Kanunu’nun 220. maddesinde, eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşyalar ile karşılıksız kazanma yoluyla elde edilen malvarlığı değerleri kişisel mal olarak kabul edilmiştir. Aynı Kanun’un 222. maddesine göre ise belirli bir malın kendisine ait olduğunu ileri süren eş, kural olarak bu iddiasını ispatlamakla yükümlüdür.

Düğünde Takılan Altınlar Kime Aittir?

Bu soruya artık “Bütün takılar her durumda kadına aittir.” şeklinde tek cümleyle cevap vermek doğru değildir.

Yargıtayın önceki uygulamasında, taraflar arasında aksine bir anlaşma veya farklı bir yerel örf ve âdet bulunmadıkça, düğünde kim tarafından ve hangi eşe takıldığına bakılmaksızın ekonomik değer taşıyan takıların kadın eşe bağışlanmış olduğu kabul edilmekteydi.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 4 Nisan 2024 tarihli, 2023/5704 Esas ve 2024/2402 Karar sayılı ilamıyla kendi önceki yaklaşımını değiştirmiş ve daha ayrıntılı bir değerlendirme sistemi benimsemiştir.

Güncel Yargıtay yaklaşımına göre sıralama şöyledir:

  1. Taraflar arasında bir anlaşma varsa bu anlaşma uygulanır.

Eşler düğün takılarının nasıl paylaşılacağını açık veya ispatlanabilir şekilde kararlaştırmışsa öncelikle bu irade dikkate alınır.

  1. Anlaşma yoksa ispatlanan yerel örf ve âdet değerlendirilir.

Taraflardan biri, yaşadıkları veya geldikleri yörede düğün takılarının belirli bir eşe ait sayıldığı yönünde yerel bir âdet bulunduğunu ileri sürebilir. Ancak bu âdetin sadece iddia edilmesi yeterli olmayıp ispatlanması gerekir.

  1. Anlaşma ve ispatlanmış yerel âdet yoksa takı kime takılmış veya verilmişse kural olarak ona aittir.

Kadına takılan veya verilen ekonomik değerler kadına; erkeğe takılan veya verilen ekonomik değerler ise erkeğe ait kabul edilir.

  1. Cinsiyete özgü takılar yönünden farklı değerlendirme yapılır.

Örneğin kadına özgü olduğu belirlenen bir bilezik veya takı seti erkeğe takılmış olsa bile kadın eşe verilmiş sayılabilir. Takının kadın veya erkeğe özgü olup olmadığı tartışmalıysa bilirkişi incelemesi yapılması mümkündür.

  1. Takı sandığına veya torbasına bırakılanlar ayrıca incelenir.

Sandığa konulan eşyanın kadın ya da erkeğe özgü olması hâlinde ilgili eşe ait olduğu; her iki eş tarafından kullanılabilecek bir ekonomik değer olması ve kime verildiğinin belirlenememesi hâlinde ise ortak kabul edilebileceği belirtilmektedir.

Bu yaklaşım, kanunda yapılan bir değişiklik değil, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin içtihat değişikliğidir. Dolayısıyla her dosyada düğün görüntülerinin, tarafların iddialarının, takıların niteliğinin ve varsa yerel âdetin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/5704 E., 2024/2402 K. sayılı kararı

Ziynet Eşyalarının İadesi Boşanma Davasında İstenebilir mi?

Ziynet eşyalarının iadesi, çekişmeli boşanma davasıyla birlikte talep edilebilir. Bununla birlikte ziynet alacağı, boşanmanın nafaka veya boşanmaya bağlı tazminat gibi fer’î bir sonucu değildir. Bağımsız bir malvarlığı talebidir.

Bu nedenle ziynet alacağı:

  • Çekişmeli boşanma davasıyla birlikte,
  • Boşanma davasından ayrı bir dava olarak,
  • Boşanma davası sonuçlandıktan sonra,
  • Gerekli şartların bulunması hâlinde evlilik devam ederken dahi

ileri sürülebilir.

Ziynet talebinin boşanma davasıyla birlikte ileri sürülmesi, boşanma gerçekleştiğinde takıların kendiliğinden davacıya verileceği anlamına gelmez. Ziynet eşyaları yönünden ayrıca açık bir talep bulunmalı, talep edilen eşyalar mümkün olduğunca ayrıntılı gösterilmeli ve gerekli harç yatırılmalıdır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 28 Haziran 2016 tarihli, 2016/958 Esas ve 2016/12413 Karar sayılı ilamında da ziynet alacağının boşanmanın eki olmadığı ve nispi harca tabi bulunduğu kabul edilmiştir.

Ziynet Davasında İspat Yükü Kimdedir?

Ziynet davalarının en önemli kısmı ispat meselesidir. Bir eşin “Düğünde bu takılar takıldı.” demesi tek başına davanın kabulü için yeterli olmayabilir. Davacı kural olarak şu hususları ortaya koymalıdır:

  • Talep edilen ziynet eşyalarının gerçekten mevcut olduğunu,
  • Eşyaların cinsini ve yaklaşık miktarını,
  • Güncel içtihada göre bu eşyaların kendisine ait olduğunu,
  • Ziynetlerin karşı eş tarafından alındığını veya ortak konutta kaldığını,
  • Kendisine geri verilmediğini.

Yargıtay, ziynet eşyalarının kolaylıkla taşınabilen ve saklanabilen eşyalar olmasından hareketle, özellikle kadına özgü ziynetlerin olağan olarak kadın eşin himayesinde bulunacağını kabul etmektedir. Bu sebeple eşyaların diğer eşte kaldığını veya zorla alındığını ileri süren tarafın, olağan durumun aksini ispatlaması gerekir.

Bununla birlikte karşı taraf ziynetleri aldığını kabul eder ancak daha sonra iade ettiğini savunursa, ispat yükü bu savunma bakımından yer değiştirebilir. Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2024 tarihli kararında, erkeğin mesajlarda altınları getireceğini söylemesi ve daha sonra bunları iade ettiğini savunması karşısında, iade olgusunu ispat yükünün erkek eşe geçtiği kabul edilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/2-2443 Esas ve 2020/918 Karar sayılı kararında da ziynetlerin davalı tarafından alındığını ispat yükünün başlangıçta davacıda bulunduğu belirtilmiştir. Davalı, ziynetleri aldığını kabul ederek “geri verdim” veya “iade edilmemek üzere bana verildi” şeklinde bir savunma yaptığında ise bu savunmasını ispatlamakla yükümlü hâle gelir.

Ziynet Davasında Hangi Deliller Kullanılabilir?

Ziynet eşyalarının varlığı ve akıbeti her türlü hukuka uygun delille ispatlanabilir. Uygulamada özellikle şu deliller önem taşımaktadır:

  • Düğün, nişan ve kına gecesi video kayıtları,
  • Düğün fotoğrafları,
  • Takı merasimine ilişkin ham kamera görüntüleri,
  • Kuyumcu faturaları ve ürün sertifikaları,
  • Takı listeleri ve çeyiz senetleri,
  • Banka hesap hareketleri,
  • Altın bozdurma veya kuyumcu satış belgeleri,
  • WhatsApp ve SMS yazışmaları,
  • Ses kayıtları bakımından hukuka uygunluk şartları,
  • Tanık anlatımları,
  • Kolluk tutanakları ve ceza soruşturması belgeleri,
  • Bilirkişi raporları,
  • Karşı tarafın dilekçe veya duruşmadaki ikrarları.

Düğün videosu, ziynetlerin varlığını ve kime takıldığını göstermesi bakımından güçlü bir delildir. Ancak video kaydı tek başına ziynetlerin daha sonra kim tarafından alındığını göstermeyebilir. Bu nedenle düğün görüntülerinin mesaj kayıtları, tanık anlatımları ve taraf beyanlarıyla desteklenmesi önemlidir.

Tanıkların yalnızca “Düğünde çok altın takıldı.” şeklindeki genel ifadeleri yerine; hangi takıların bulunduğunu, takıların kim tarafından alındığını ve sonrasında ne olduğunu doğrudan görgüye dayalı olarak açıklamaları daha yüksek ispat değeri taşır.

Ziynetlerin Ev, Araba veya Düğün Borçları İçin Harcanması

Uygulamada sık karşılaşılan savunmalardan biri, ziynetlerin tarafların ortak ihtiyaçları için bozdurulduğudur. Altınların ev eşyası alınması, düğün borçlarının kapatılması, araç satın alınması, tedavi giderlerinin karşılanması veya aile bütçesine katkı amacıyla kullanılması mümkündür.

Ancak ziynetlerin ortak ihtiyaçlar için harcandığının ispatlanması, tek başına iade borcunu her durumda ortadan kaldırmaz. Burada asıl önemli nokta, ziynet sahibinin bunları geri istememek üzere verip vermediğidir.

Başka bir ifadeyle:

  • Ziynetler geçici olarak veya daha sonra yerine konulmak üzere verilmişse iade borcu devam eder.
  • Ziynet sahibi, geri istememek üzere açıkça bağışlamış veya harcanmasına bu şartla rıza göstermişse iade yükümlülüğü doğmayabilir.
  • Sadece “Eşimin haberi vardı.” veya “Ev ihtiyaçlarına harcadık.” şeklindeki soyut savunmalar yeterli görülmeyebilir.
  • Ziynetlerin nereye harcandığını banka kaydıyla göstermek, bunların iade edilmeyeceği konusunda anlaşma bulunduğunu tek başına kanıtlamaz.

Dolayısıyla ziynetlerin harcanmış olması ile ziynet sahibinin mülkiyet hakkından vazgeçmesi birbirinden farklı hukuki meselelerdir.

Ziynet Eşyaları Kayınvalide veya Kayınpederdeyse Dava Kime Açılır?

Dava, ziynetleri aldığı veya elinde bulundurduğu ileri sürülen kişiye yöneltilmelidir. Ziynetlerin eş tarafından alındığı iddia ediliyorsa davalı eş olur. Ancak ziynetlerin doğrudan kayınvalide, kayınpeder veya başka bir üçüncü kişi tarafından alındığı ileri sürülüyorsa husumet ve görev konusu ayrıca değerlendirilmelidir.

Eşler arasındaki kişisel mal iadesi uyuşmazlıklarında aile mahkemeleri görevli olurken, üçüncü kişiye karşı genel hükümlere dayalı istihkak veya alacak talebi ileri sürülmesi hâlinde asliye hukuk mahkemesinin görevli olması gündeme gelebilir. Bu ayrım, davanın yanlış mahkemede açılmaması açısından önemlidir.

Ziynetlerin Aynen İadesi mi, Bedelinin Ödenmesi mi İstenmelidir?

Ziynet eşyaları hâlen mevcutsa aynen iade talep edilebilir. Eşyalar bozdurulmuş, satılmış veya başka şekilde elden çıkarılmışsa bedel talebi gündeme gelir.

Dava dilekçesinde ziynetler mümkün olduğunca ayrı ayrı belirtilmelidir. Örneğin yalnızca “Düğünde takılan bütün altınların iadesi” denilmesi yerine;

  • Dört adet 22 ayar ve yaklaşık 20’şer gram bilezik,
  • On adet çeyrek altın,
  • İki adet tam altın,
  • Bir adet 14 ayar kolye ve küpe seti

şeklinde açıklama yapılması, hem bilirkişi incelemesini hem de kurulacak hükmün icrasını kolaylaştırır.

Yargıtay, hüküm altına alınan ziynetlerin cins, ayar, gram ve miktarının tereddüt oluşturmayacak biçimde gösterilmesini aramaktadır. Aksi hâlde kararın icraya elverişli olmaması nedeniyle bozulması söz konusu olabilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2022/11458 Esas ve 2023/2847 Karar sayılı ilamında, ziynetlerin aynen iadesine karar verilmesi hâlinde eşyanın bulunamaması durumunda İcra ve İflas Kanunu’nun 24. maddesi uyarınca işlem yapılacağı belirtilmiştir.

Talebin yalnızca para alacağı şeklinde kurulması hâlinde ise değerleme ve faiz başlangıcı; dava dilekçesindeki talep, önceden gönderilmiş ihtar ve temerrüt tarihi dikkate alınarak belirlenir.

Ziynet Alacağı Davasında Zamanaşımı

Ziynet eşyalarının aynen mevcut olduğu ve mülkiyet hakkına dayanılarak aynen iadesinin istendiği davalar, istihkak niteliği nedeniyle kural olarak zamanaşımına tabi değildir.

Buna karşılık ziynetlerin elden çıkarılması nedeniyle yalnızca bedelinin talep edilmesi durumunda Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesindeki on yıllık genel zamanaşımı süresi gündeme gelir. Ayrıca Türk Borçlar Kanunu’nun 153. maddesi uyarınca evlilik devam ettiği sürece eşlerin birbirlerinden olan alacakları bakımından zamanaşımının işlememesi de değerlendirilmelidir.

Bununla birlikte zamanaşımı başlangıcı, ziynetlerin mevcut olup olmadığı, talebin aynen iade veya bedel istemi şeklinde kurulması ve somut olayın özelliklerine göre farklılık gösterebilir. Bu nedenle uzun süre beklenmeden hukuki sürecin başlatılması delillerin korunması açısından daha güvenlidir.

Yargıtay Kararlarından Çıkan Temel Sonuçlar

Güncel Yargıtay uygulaması birlikte değerlendirildiğinde şu sonuçlara ulaşılabilir:

  • Düğünde takılan bütün ekonomik değerlerin otomatik olarak kadına ait olduğu artık her dosya bakımından geçerli bir kabul değildir.
  • Öncelikle taraflar arasındaki anlaşma, ardından ispatlanan yerel örf ve âdet araştırılır.
  • Bunlar yoksa takının kime takıldığı veya verildiği önem kazanır.
  • Kadına ya da erkeğe özgü takılar bakımından cinsiyete göre aidiyet değerlendirmesi yapılabilir.
  • Ziynetlerin varlığını ve karşı tarafta kaldığını ileri süren kişi iddiasını ispatlamalıdır.
  • Karşı taraf ziynetleri aldığını kabul edip iade ettiğini ileri sürerse, iade savunmasını kendisi ispatlamalıdır.
  • Ziynetlerin ortak ihtiyaçlar için harcanması, tek başına iade borcunu ortadan kaldırmaz.
  • Ziynet alacağı boşanmanın fer’î sonucu değildir ve nispi harca tabidir.
  • Talep edilen takıların cins, miktar, ayar ve gramlarının belirlenmesi, kararın icrası açısından önemlidir.
  • Ziynetlerin üçüncü kişilerde bulunduğu iddiasında görevli mahkeme ve doğru davalı ayrıca belirlenmelidir.

Sık Sorulan Sorular

Düğünde erkeğe takılan çeyrek altınlar kadına mı aittir?

Güncel Yargıtay 2. Hukuk Dairesi yaklaşımında, taraflar arasında aksine bir anlaşma veya ispatlanmış yerel âdet yoksa, erkeğe takılan ve kadına özgü olmayan çeyrek altınlar kural olarak erkeğe ait kabul edilmektedir.

Kadına takılan bilezikler kime aittir?

Bileziklerin kadına özgü olduğu kabul edilirse, kime takıldığına ilişkin tartışmadan bağımsız olarak kadın eşe ait sayılması mümkündür. Somut takının niteliği konusunda uyuşmazlık varsa bilirkişi incelemesi yapılabilir.

Altınlar ev almak için bozdurulduysa geri istenebilir mi?

Altınların ev veya başka bir ortak ihtiyaç için kullanılması iade talebini kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Ziynetlerin sahibinin bunları geri istememek üzere verdiğinin ispatlanması gerekir.

Düğün videosu yoksa ziynet davası açılamaz mı?

Düğün videosunun bulunmaması dava açılmasına engel değildir. Fotoğraflar, tanık anlatımları, kuyumcu kayıtları, mesajlar, banka hareketleri ve karşı tarafın ikrarı gibi başka deliller kullanılabilir.

Boşanma davası bittikten sonra ziynet davası açılabilir mi?

Evet. Ziynet alacağı boşanmanın zorunlu eki değildir. Şartları bulunuyorsa boşanma kararından sonra ayrı bir dava açılabilir. Ancak zamanaşımı ve delillerin kaybolması ihtimali dikkate alınmalıdır.

Sonuç

Çekişmeli boşanma davalarında ziynet eşyalarının iadesi, sadece “Düğünde kaç altın takıldı?” sorusundan ibaret değildir. Takının kime verildiği, cinsiyete özgü olup olmadığı, taraflar arasında bir paylaşım anlaşmasının bulunup bulunmadığı, yerel örf ve âdet, ziynetlerin daha sonra kim tarafından alındığı ve hangi şartlarla harcandığı birlikte değerlendirilir.

Özellikle Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2024 tarihli içtihat değişikliği sonrasında düğün görüntülerinin ayrıntılı incelenmesi ve her bir takının kime verildiğinin belirlenmesi daha önemli hâle gelmiştir. Ziynet eşyalarının genel ifadelerle değil; adet, ayar, gram ve türleriyle birlikte talep edilmesi, delillerin zamanında toplanması ve davanın doğru kişiye yöneltilmesi olası hak kayıplarının önlenmesine yardımcı olacaktır.

Her ziynet uyuşmazlığı kendi olay örgüsüne ve delil durumuna göre değerlendirilmelidir. Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacı taşımakta olup somut olay bakımından hukuki danışmanlık yerine geçmez.

Av. Abdullah Erdi ERTÜRK
Ankara Barosu Avukatı

Av. Abdullah Erdi ERTÜRK

İş, Ticaret, İcra, Aile, Ceza ve İdare Hukuku alanlarında müvekkillerine şeffaf ve sonuç odaklı avukatlık hizmeti sunmaktadır.

Hukuki Danışmanlık ve Randevu

Davanız veya hukuki uyuşmazlığınız hakkında doğrudan avukatınızla görüşün.