Borcu bulunan bir kişinin, hakkında icra takibi başlatılmadan hemen önce veya borcunu ödeyemeyeceğini anladığı bir dönemde evini, aracını ya da başka bir malını eşine, çocuğuna, kardeşine veya başka bir yakınına devretmesi uygulamada sık karşılaşılan durumlardan biridir.
Böyle bir devir gerçekleştiğinde alacaklının aklına ilk olarak “Artık bu mala haciz koyamaz mıyım?” sorusu gelir.
Bir malın borçlunun üzerine kayıtlı olmaktan çıkması, her durumda alacaklının o mala ulaşamayacağı anlamına gelmez. Borçlunun malvarlığını azaltan bazı işlemlere karşı alacaklıya hukuki koruma sağlayan yollar bulunmaktadır. Bunların başında tasarrufun iptali davası gelir.
Ancak borçlunun yakınına yaptığı her satış veya devir de kendiliğinden geçersiz değildir. Devrin ne zaman yapıldığı, gerçek bir satış bedeli bulunup bulunmadığı, bedelin gerçekten ödenip ödenmediği, borçlunun ekonomik durumu ve malı devralan kişinin borçluyla olan ilişkisi birlikte değerlendirilmelidir.
Borçlunun Malını Başkasına Devretmesi Borcu Ortadan Kaldırır mı?
Hayır.
Borçlunun taşınmazını, aracını veya başka bir malını üçüncü bir kişiye devretmesi, mevcut borcunu sona erdirmez. Alacaklı borçlu hakkındaki takibe devam edebilir.
Sorun, borçlunun üzerine haczedilebilecek yeterli mal kalmaması halinde ortaya çıkar.
Örneğin bir kişinin 1.500.000 TL borcu bulunduğunu, adına kayıtlı tek önemli malvarlığının da bir daire olduğunu düşünelim. Borçlu bu daireyi kardeşine devreder ve kısa süre sonra yapılan icra takibinde adına haczedilebilecek başka bir mal bulunamazsa, söz konusu devir alacaklının tahsil imkanını doğrudan etkileyebilir.
Kanun, belirli şartların bulunması halinde alacaklıya bu tür işlemlere karşı dava açma hakkı tanımaktadır.
Tasarrufun İptali Davası Nedir?
Tasarrufun iptali davasının temel amacı, borçlunun alacaklının tahsil imkanını ortadan kaldıran veya ciddi biçimde azaltan bazı işlemlerinin alacaklı yönünden etkisiz hale getirilmesidir.
Burada önemli bir ayrım bulunmaktadır:
Tasarrufun iptali davası, klasik anlamda bir tapu iptal ve tescil davası değildir.
Örneğin borçlu evini bir yakınına devretmiş ve alacaklı tasarrufun iptali davasını kazanmışsa taşınmazın mutlaka yeniden borçlu adına tescil edilmesi gerekmez. Alacaklı, şartları oluşmuşsa üçüncü kişi adına kayıtlı taşınmazın haczedilmesini ve satışını isteyerek kendi alacağının tahsilini sağlayabilir.
Başka bir ifadeyle dava sonucunda amaç, borçlunun yaptığı bütün işlemleri geçmişe dönük olarak yok etmek değil; alacaklının o işlem nedeniyle kaybettiği cebri icra imkanını geri kazandırmaktır.
Borçlunun Malını Yakınına Devretmesi Neden Önemlidir?
Borçlunun herhangi bir kişiye yaptığı devir ile yakın aile bireylerine yaptığı devirler her zaman aynı şekilde değerlendirilmez.
Özellikle;
- eş,
- çocuk,
- anne veya baba,
- kardeş,
- belirli derecedeki diğer kan ve kayın hısımları,
- evlat edinen veya evlatlık,
- aynı konutta yaşayan kişiler
ile gerçekleştirilen işlemler tasarrufun iptali bakımından daha dikkatli değerlendirilmesi gereken işlemlerdir.
İcra ve İflas Kanunu’nun 2025 sonunda değiştirilen 278. maddesi uyarınca, kanunda belirtilen yakın kişiler arasında gerçekleştirilen işlemler bakımından gerçek değere uygun bir karşılık bulunduğunun ispatı önem taşımaktadır.
Bu nedenle borçlunun örneğin piyasa değeri 4 milyon TL olan bir taşınmazını kardeşine devretmiş olması tek başına “mal kaçırıldığı” sonucunu doğurmasa bile, satışın gerçekliği ve satış bedelinin gerçekten ödenip ödenmediği önem kazanacaktır.
Yakına Yapılan Her Devir İptal Edilir mi?
Hayır.
Borçlu olmak, kişinin bütün malları üzerindeki tasarruf yetkisini otomatik olarak ortadan kaldırmaz. Kişi borcu bulunmasına rağmen gerçek bir ekonomik işlem kapsamında malını satabilir.
Örneğin borçlu bir taşınmazını gerçek piyasa değerine yakın bir bedelle satmış, satış bedeli banka yoluyla kendisine ödenmiş ve elde edilen para da başka borçların ödenmesinde veya olağan ihtiyaçlarda kullanılmış olabilir.
Bu nedenle sadece alıcının borçlunun kardeşi, çocuğu veya başka bir yakını olması her olayda işlemin geçersiz olduğu anlamına gelmez.
Fakat yakınlar arasındaki devirlerde işlemin gerçekten karşılıklı bir alışveriş olup olmadığı daha büyük önem taşır.
Özellikle görünürde satış yapılmasına rağmen herhangi bir para hareketinin bulunmaması, malın çok düşük bir bedelle devredilmesi veya borçlunun malı devrettikten sonra fiilen kullanmaya devam etmesi uyuşmazlığın niteliğinin değerlendirilmesinde önem taşıyabilecek durumlardır.
Bedelsiz Devir ve Bağışlamalar
Alacaklının tahsil imkanını azaltan bedelsiz işlemler, tasarrufun iptali hukukunda özel olarak düzenlenmiştir.
2025 yılında yapılan değişiklik sonrasında İcra ve İflas Kanunu’nun 278. maddesi, alışılmış hediyeler dışında olmak üzere, geçici veya kesin aciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğindeki haciz tutanağının düzenlendiği veya iflasın açıldığı tarihten önceki bir yıllık dönem içerisindeki bağışlama ve karşılıksız işlemleri özel olarak ele almaktadır.
Yakınlar arasında yapılan bazı işlemler de gerçek değerine uygun karşılık bulunduğu ispat edilmediği sürece bu kapsamda değerlendirilebilir.
Bu nedenle özellikle eski tarihli internet içeriklerinde görülebilen farklı süre ve açıklamaların güncel mevzuatla karşılaştırılması gerekir.
“Tapuda Satış Gösterdik, Sorun Olmaz” Düşüncesi Doğru mu?
Tapuda işlemin satış olarak yapılmış olması tek başına yeterli değildir.
Bir taşınmazın resmi kayıtlarda “satış” yoluyla devredilmiş olması, o işlemin ekonomik anlamda gerçek bir satış olduğunu kesin olarak ortaya koymaz.
Örneğin;
borçlu taşınmazını oğluna satmış görünmesine rağmen oğlunun satış bedelini ödeme gücü bulunmuyorsa, herhangi bir banka hareketi yoksa ve satış sonrasında taşınmaz yine borçlu tarafından kullanılmaya devam ediliyorsa işlemin gerçek niteliği uyuşmazlık konusu olabilir.
Buna karşılık satış bedelinin gerçekten ödendiğini gösteren banka kayıtlarının bulunması, alıcının ekonomik gücünün satın almaya elverişli olması ve işlemin olağan piyasa koşullarında yapılması farklı bir değerlendirme yapılmasını gerektirebilir.
Bu nedenle yalnızca tapu senedinde yazan işlem türüne bakılarak kesin sonuca ulaşılması doğru değildir.
Çok Düşük Bedelle Yapılan Satışlar
Bir malın gerçek değerinin oldukça altında bir bedelle devredilmesi de önemlidir.
Örneğin piyasa değeri 5 milyon TL civarında olan bir taşınmazın 500 bin TL gibi çok düşük bir bedelle bir yakına devredildiği düşünelim.
Böyle bir durumda işlem kağıt üzerinde satış olsa bile alacaklının, gerçek ekonomik durumu gündeme getirmesi mümkündür.
Güncel İcra ve İflas Kanunu, borçlunun verdiği şeyin gerçek değeri ile karşılığında kabul ettiği bedel arasında çok ciddi bir dengesizlik bulunan işlemleri de özel olarak düzenlemektedir.
Dolayısıyla “Bir miktar para gösterelim, satış geçerli olsun” şeklindeki yaklaşım her durumda hukuki koruma sağlamaz.
Alacaklı Tasarrufun İptali Davasını Kime Karşı Açar?
Davanın tarafları somut olayın özelliklerine göre belirlenir.
Genel olarak dava;
borçluya ve borçluyla işlemi gerçekleştiren kişiye karşı yöneltilebilir.
Örneğin borçlu taşınmazını kardeşine devretmişse, uyuşmazlık hem borçluyu hem de taşınmazı devralan kardeşi ilgilendirecektir.
Mal daha sonra başka kişilere devredilmişse durum ayrıca değerlendirilmelidir. Kanun iyi niyetli kişilerin haklarını koruduğu için sonraki devirlerde yeni malikin işlemin niteliğini bilip bilmediği önem kazanabilir.
Borçlunun Yakını Malı Başkasına Satarsa Ne Olur?
Borçlunun malı önce yakınına, daha sonra başka bir kişiye devredilebilir.
Örneğin;
borçlu → kardeşi → üçüncü kişi
şeklinde art arda satışlar gerçekleştirilmiş olabilir.
Böyle bir durumda yalnızca ilk devir değil, sonraki işlemler de incelenir.
Malı sonradan devralan kişinin iyi niyetli olup olmadığı önem taşıyabilir. İcra ve İflas Kanunu açık şekilde iyi niyetli üçüncü kişilerin haklarının korunacağını belirtmektedir.
Dava konusu mal artık ilgili kişinin elinde değilse, şartların oluşması halinde malın yerine geçen değer üzerinden parasal sorumluluk gündeme gelebilir.
Tasarrufun İptali Davası Kazanılırsa Ne Olur?
Davanın kabul edilmesinin sonucu özellikle taşınmazlar bakımından önemlidir.
Alacaklı, dava konusu taşınmaz üçüncü kişi adına kayıtlı kalmasına rağmen o taşınmaz üzerinde cebri icra işlemlerine devam edebilme imkanına kavuşabilir.
Yani tapunun yeniden borçlu adına geçirilmesi zorunlu değildir.
Örneğin borçlunun evi kardeşine devredilmiş ve bu devir alacaklı yönünden iptale tabi bulunmuşsa alacaklı, kararın kapsamına göre taşınmazın haczini ve icra yoluyla satışını isteyebilir.
Satıştan elde edilen para ise alacak miktarı ve icra dosyasındaki diğer şartlar çerçevesinde borcun tahsilinde kullanılabilir.
Dava Devam Ederken Mal Yeniden Satılabilir mi?
Dava açıldıktan sonra malın yeniden devredilmesi ihtimali alacaklı bakımından önemli bir risk oluşturabilir.
İcra ve İflas Kanunu, tasarrufun iptali davalarında dava konusu mallar hakkında talep üzerine ihtiyati haciz kararı verilebilmesine imkan tanımaktadır.
Bu nedenle yalnızca davanın açılması değil, dava devam ederken alacağın tahsil imkanını koruyacak geçici hukuki tedbirlerin değerlendirilmesi de önemlidir.
Her olayda ihtiyati haciz kararı verileceği söylenemez. Mahkeme somut olayın koşullarını ve talebin dayanaklarını değerlendirir.
Tasarrufun İptali Davasında Süre Var mı?
Evet.
Tasarrufun iptali bakımından sürelerin dikkatle takip edilmesi gerekir.
İcra ve İflas Kanunu’nun 284. maddesine göre iptal davası hakkı, iptali istenen işlemin gerçekleştirildiği tarihten itibaren beş yıl geçmesiyle düşer.
Bunun yanında hangi iptal sebebine dayanıldığına göre kanunda ayrıca farklı zaman aralıkları ve koşullar öngörülmüştür.
Örneğin zarar verme amacıyla yapılan işlemler bakımından İcra ve İflas Kanunu’nun 280. maddesinde de işlem tarihinden itibaren beş yıl içerisinde borçluya karşı haciz veya iflas yoluyla takip yapılmış olması şartı bulunmaktadır.
Bu nedenle mal devrinin öğrenilmesinden sonra uzun süre beklenmesi hak kaybına neden olabilir.
Aciz Belgesi Neden Önemlidir?
Tasarrufun iptali davasının temel özelliklerinden biri, alacaklının borçlunun malvarlığından alacağını tahsil edemediğinin ortaya çıkmasıdır.
İcra ve İflas Kanunu’nun 277. maddesi, geçici veya kesin aciz belgesi bulunan alacaklıya iptal davası açma imkanı tanımaktadır.
Basit bir ifadeyle aciz durumu, borçlunun mevcut malvarlığının borcun tahsili için yeterli olmadığını gösterir.
Bu nedenle “Borçlunun malını devrettiğini öğrendim, doğrudan dava açarım” şeklinde hareket edilmeden önce icra dosyasının durumu ve tasarrufun iptali davasının şartları birlikte değerlendirilmelidir.
Tasarrufun İptali ile Muvazaa Aynı Şey midir?
Hayır. Birbirine benzeyen sonuçlar doğurabilseler de hukuki dayanakları farklıdır.
Tasarrufun iptali davasında ortada gerçekten yapılmış bir işlem bulunabilir. Örneğin borçlu evini gerçekten kardeşine satmıştır. Ancak satış, kanunda belirtilen şartlar nedeniyle alacaklıya karşı korunmayabilir.
Muvazaalı işlemde ise tarafların dışarıya gösterdikleri işlem ile gerçekte amaçladıkları durum farklıdır.
Örneğin gerçekte herhangi bir satış yapılmadığı halde yalnızca malı alacaklılardan uzaklaştırmak amacıyla kağıt üzerinde satış yapılmış olabilir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesi, sözleşmeler değerlendirilirken tarafların kullandıkları isim veya ifadelerden ziyade gerçek ve ortak iradelerinin esas alınmasını öngörmektedir.
Bu nedenle olayın özelliklerine göre tasarrufun iptali hükümleri ile muvazaaya ilişkin hükümler farklı hukuki yolların gündeme gelmesine neden olabilir.
Hangi Belgeler Önemli Olabilir?
Borçlunun yakınına yaptığı bir devir incelenirken tek bir belge üzerinden değerlendirme yapmak çoğu zaman yeterli değildir.
Somut olayın niteliğine göre;
- tapu kayıtları,
- araç tescil kayıtları,
- satış sözleşmeleri,
- banka hesap hareketleri,
- para transferleri,
- taşınmazın devir tarihindeki yaklaşık gerçek değeri,
- borcun ve icra takibinin tarihleri,
- borçlunun diğer malvarlığı,
- taraflar arasındaki yakınlık,
- satış bedelinin gerçekten ödenip ödenmediğini gösteren belgeler
önem taşıyabilir.
Özellikle para hareketlerinin banka üzerinden gerçekleştirilmiş olup olmadığı, satış bedelinin ekonomik gerçeklikle uyumlu bulunup bulunmadığı ve devrin hangi şartlarda gerçekleştiği birlikte ele alınmalıdır.
Borçlu Aracını Çocuğunun Üzerine Yaparsa Haczedilebilir mi?
Araç artık borçlunun adına kayıtlı olmadığı için doğrudan borçluya ait bir araç gibi haciz işlemi yapılması her durumda mümkün olmayabilir.
Ancak aracın çocuğa devrinin tasarrufun iptali hükümleri kapsamına girmesi halinde alacaklı hukuki yollara başvurabilir.
Burada da aracın değeri, satış bedeli, ödemenin gerçekten yapılıp yapılmadığı, işlemin tarihi ve borçlunun ekonomik durumu önemlidir.
Bu nedenle araç devrinin aile içerisinde yapılması borçlunun otomatik olarak haciz riskinden kurtulduğu anlamına gelmez.
Borçlu Evini Eşine Devrederse Alacaklı Ne Yapabilir?
Eşler arasındaki mal devirleri de tasarrufun iptali bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.
Özellikle karşılıksız devirler veya gerçek piyasa değerine uygun bir bedelin ödendiğinin ortaya konulamadığı işlemler bakımından kanunda özel hükümler bulunmaktadır.
Güncel İcra ve İflas Kanunu’nun 278. maddesi, eşler ve belirli yakın kişiler arasında yapılan işlemlerde gerçek değere uygun bir karşılık bulunduğunun ispat edilmesine özel önem vermektedir.
Dolayısıyla taşınmazın eş adına geçirilmiş olması tek başına alacaklının tahsil imkanını ortadan kaldırmaz.
Borçlunun Mal Kaçırdığını Düşünen Alacaklı Ne Yapmalıdır?
Böyle bir durumda öncelikle borçlunun malvarlığının ve yapılan devirlerin tarihsel olarak incelenmesi gerekir.
Özellikle şu soruların cevaplandırılması önemlidir:
Borç ne zaman doğdu?
Devir ne zaman yapıldı?
Mal kime devredildi?
Satış bedeli ne kadar?
Gerçek piyasa değeri neydi?
Satış bedeli gerçekten ödendi mi?
Borçlunun başka haczedilebilir malı bulunuyor mu?
İcra takibinde hangi aşamaya gelindi?
Mal daha sonra başka kişilere devredildi mi?
Bu bilgiler birlikte değerlendirilmeden yalnızca “Mal kardeşine devredilmiş, kesin iptal edilir” veya “Tapuda satış yapılmış, artık hiçbir şey yapılamaz” şeklinde kesin bir sonuca ulaşılması doğru değildir.
Sonuç
Borçlunun malını eşine, çocuğuna, kardeşine veya başka bir yakınına devretmesi, alacaklının hakkının kendiliğinden ortadan kalkmasına neden olmaz.
Kanun, alacağın tahsilini engellemek veya zorlaştırmak amacı taşıyan bazı malvarlığı işlemlerine karşı alacaklıya tasarrufun iptali davası başta olmak üzere çeşitli hukuki imkanlar tanımaktadır.
Özellikle karşılıksız devirler, gerçek değerinden çok düşük bedelli satışlar ve yakın kişiler arasında yapılan işlemler daha ayrıntılı inceleme gerektirir.
Bununla birlikte her akraba devrinin otomatik olarak geçersiz kabul edilmesi de mümkün değildir. İşlemin tarihi, gerçek satış bedeli, ödemenin yapılıp yapılmadığı, borçlunun ekonomik durumu ve devralan kişinin konumu birlikte değerlendirilmelidir.
Tasarrufun iptali davalarında süreler ve dava şartları önem taşıdığından, borçlunun malvarlığını üçüncü kişilere devrettiğinin öğrenilmesi halinde icra dosyası ve devir kayıtlarının gecikmeden incelenmesi hak kaybının önlenmesi açısından önemlidir.
Not: Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Her uyuşmazlığın koşulları farklı olduğundan somut olay bakımından ayrıca hukuki değerlendirme yapılması gerekir.
Av. Abdullah Erdi ERTÜRK